
Ölümün En Büyük Erken Zaferi: Turuva Atıyla Çoban Matı
Komşu olarak büyümüş, Pyramus ve Thisbe adlı iki aşığın görüşmelerine aileleri izin vermez. Pyramus ve Thisbe, sonunda kaçmaya, şehrin dışında bir dut ağacının altında buluşmaya karar verirler. Thisbe, Pyramus'tan daha önce varır buluşma yerine. Burada Pyramus'un yerine pençeleri kanlı bir aslanla karşılaşır. Dehşete düşüp, korkuyla kaçarken düşürdüğü şalını, aslan parçalar.
Bir süre sonra buluşma yerine gelen Pyramus parçalanan şalı ve aslanı görünce, Thisbe'nin öldürüldüğünü sanır. Buna kendisinin neden olduğu düşüncesiyle ıstırap içinde kendini hançerleyerek öldürür. Fışkıran kanı, dut ağacının meyvelerini boyar. Geri dönen Thisbe, sevgilisinin can çekişmekte olduğunu görür. Sevgilisinin bu duruma düşmesine, kendisinin sebep olduğu düşüncesiyle kendini hançerler. Can çekişmekte olan iki sevgili birbirlerini son kez görüp ölürler. O anda tanrılar bu aşkı kutsar. Piremus'un kanını bu ağacın meyvelerine, Tispe'nin gözyaşlarını ise ağacın yapraklarına verirler. O günden beri karadut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini,(Piremus'un kan lekesini) dut ağacının yaprakları (Tispe'nin gözyaşları )temizler...
Yeryüzüne hayatın tohumları düştüğünden beri ölüm ile yaşam arasında amansızca süren can kavgası, halen devam etmektedir. Bu can kavgası, ölüme çare bulunmadıkça da devam edecektir. Ölüm-yaşam arasındaki savaşta bir denge vardır. İnsanoğlu; doğar, yaşar ve ölür. Bu doğal süreçte kazanan yoktur; çünkü ölüm de hayat da amacına ulaşmıştır.Hayat, "Yaşama dürtüsünü ve gerektiğinde yaşamını devam ettirmek, kendini tehlikelere karşı korumak için saldırganlık dürtüsünü, insanın beynine yükleyerek kendini yaşatır." Doğada var olan tüm güzellikleri; aşkı, sevgiyi baharı, sanatı ve bilimi sunarak, ailevi bağları, dostluğu, arkadaşlığı, toplumsal ilişkileri güçlendirerek, dini inancı büyüterek, insanın hayatla olan bağlarını güçlendirir. Yüreğini, umutla doldurup geleceğe taşır. Böylece yeni canlar doğurtarak ölüm karşısındaki savaşta ayakta durur. Bilmeyi, sevmeyi; mücadele etmeyi öğütler.İnsanı, beynine yerleştirdiği yaşama güdüsüyle; nesillerini devam ettirmeleri için güçlü dürtülerle donatmıştır.Ölümün ise en büyük amacı: Bu dürtüleri yok etmek ve hayatı aldığı canlarla yenilgiye uğratmaktır. İnsanın, doğumdan başlayarak yaşama sevincini elinden almaya çalışır. Ölüm, doğumu, zorlaştırıp hastalıklar yayarak, doğal afetler yaratarak, saldırganlık dürtüsünü körükleyip yıkıcı davranışları ortaya çıkararak, bireyler ve toplumlar arasındaki ilişkileri bozarak, cinayetlere, kazalara, savaşlara nedenler hazırlayıp, hayata bağlı iplere darbeler indirir, doğal olmayan ölümlere, yol açar.
Bu, satrancı andıran savaşta, yaşamla olan bütün bağlarını koparıp kurbanının kendi eliyle yaşamına son vermesine zemin hazırlayan ölümün, hayat karşısında kazandığı en büyük erken zaferidir intihar. İntihar, Truva atı gibi içeri girip yaşama dair kaleleri fethederek kurbanının sonunu hazırlayan ölümün, oynadığı bir çoban matıdır belki de.
Arapçada kurban anlamına gelen "nahr" kelimesinden türeyen intihar, kişinin kasıtlı olarak hayatına son vermesidir. Normalde hayatta kalabilmek için çok zor şartlarda bile mücadele eden, bu uğurda kendi türünü öldürmeyi bile göze alan, suç işleyen insanın acı ve korku dolu bir olay olan ölüme, kendi isteğiyle yaptığı yolculuk, çok karmaşık olaydır. Birçok bilim dalı tarafından masaya yatırılan, incelenen anlaşılmaya çalışılan intiharı Durkheim: "Bir insanın, doğuracağı sonucu bilerek olumlu veya olumsuz bir eylemle, doğrudan veya dolaylı olarak kendini ölüme sürüklemesi olarak tanımlar." Freud ise: "intiharın sevgi nesnesine yöneltilmiş saldırganlığın kişinin kendi üzerine çevrilmesi olduğunu" belirtir.
Ölüm, Truva atı gibi yaşamın kalelerine girip içerden fethetmek için yol alırken; intiharın tohumlarını ekip yaymak ve büyütmek için kullandığı en büyük alanı depresyondur. İntiharın nedenleri arasında %90 oranında psikiyatrik rahatsızlıklar gelmekte ve bunların başında depresyon yer almaktadır. Depresyon dışında; şizofreni, anksiyete bozuklukları, alkol madde bağımlılığı, kişilik bozuklukları gibi rahatsızlıklarda intihar daha sık görülmekte; ayrılık, terk edilme, ekonomik ve ailevi sorunlar, işkence taciz, tecavüz gibi travmalar, yaşanan savaşlar, göçler ve doğal felaketler bireyin psikolojik dengesini sarsarak intihara eğilimi arttırmaktadır. Biyolojik olarak beyindeki serotonin miktarında değişikliklerinde intihar da rol oynadığı bildirilmiştir. İnsanlığın doğuşundan beri var olan bu davranış, çok farklı nedenlerle ve değişik yöntemlerle yaşanmakta ve giderek artmaktadır. Çoğu zaman umutsuzluğun ve çaresizliğin çığlıdır intihar. Bazen bir hastalık, baskıya sömürüye bir başkaldırı, bazen yitirilen sevgilinin ardından dökülen gözyaşı kılığına bürünmüş bir kavuşma özlemidir. Savunma ve saldırıdır bazen, Bazen bir seçim bazen de bir var olma biçimidir. Yenilginin ezikliği, hayal kırıklığının öykücüsü, kırılan gururun tamircisi, bazen de bir zafer sarhoşluğunun derin boşluğudur intihar.Kutsal kitaplarda tanrının önceliğine meydan okuma olarak yorumlanan intihar, büyük bir günah sayılmış ve yasaklanmıştır. Bazı toplumlarda ise intihar, onurlu bir davranış olarak görülmektedir. İlkel toplumlarda bireyin yaşlanmadan kendini öldürmesi, Hindistanda, ölen kocalarının ardından kadınların, sadık eş anlamına gelen "Sati'yi" yaparak kendilerini yakması, Japonyada savaşta yenilen veya efendisine hizmet edemeyen samurayların, "seppuku" (hara -kiri) yaparak karınlarını deşmesi, onurlu bir davranış olarak değerlendirilmektedir. Kültürel boyutunun yanında savaş ortamında, düşmana zarar vermek amacıyla intihar saldırıları gerçekleştirilmiş "kamikaze"ye karşı tarafa teslim olmamak için intihar edilerek yaşamlara son verilmiştir.İntihar, karmaşık ve gizemli yapısıyla felsefe dünyasında ayrılıklar yaratmış, ellerini dünyayı en güzel şekilde anlatmaya adamış edebiyatçıların hayatına, damga vurmuş bir fenomendir. Platon Aristotales Epikür ve Kant intihara karşı dururken; Stoacılar Montaigne ve Hume intiharı savunmuştur. Albert Camus, hayatın yaşamaya değer olup olmadığını sorgulamış ve ‘Tek felsefi sorun intihardır ‘ diyerek önemini vurgulamıştır. Yazar Stefan Zweig, II. Dünya Savaşı'ndan sonra düşlediği yaşamın hayal kırıklığını yaşayarak ve Hitlerin yaratacağı dünyayı reddederek Sevgilisiyle birlikte intihar etmiştir. Feminist Wirginia Wolf, duyduğu seslere dayanamayıp sevgilisine yazdığı son mektupta; "Hayatını daha fazla mahvedemem ve sadece sana bir iyilik yapabilirim." diyerek ayaklarına bağladığı taşlarla kendini ırmağın sularına bırakırken... "Kendimi sana doğru savuracağım/ yenilmeksizin/ ve boyun eğmeden/ ey ölüm" dizelerini haykırdı. İntihar eden arkadaşını, eleştiren Mayakovski, 5 yıl sonra intihar etmeden önce "Aşkın sandalı/ hayat ırmağının akıntısına kafa tutabilir mi ?/dayanamayıp parçalandı işte sonunda" ile duygularını yansıtmış " Lili sev beni" diyerek, bileğinden akan kanla kendisine "Elveda Dostum" şiirini yazan Yesenin' e doğru yola koyulmuştur. Okurlarını, yaşamın en derin sularında dolaştıran Shaekspeare ve Dostoyevski'nin eserlerinde birçok karakterin intihar ederek yaşamlarına son vermeleri intiharın sanatçılar üzerindeki etkisinin gizemini düşündürmektedir. Modern toplumlarda, ilkel toplumlara göre daha fazla görülen intihar, gidenin ardından hüzün yağmurlarını dökerek, kanayan derin yaralar açmaya devam ediyor. Değerlerin yitirildiği, meta haline getirildiği, insanlararası ilişkilerin giderek yüzeyselleştiği ve bireyselliğin doğal sonucu olarak yalnızlaşmanın, kol gezdiği toplumlarda giderek bir halk sağlığı sorunu haline gelmektedir. Ölümün büyüttüğü saldırgan ve yıkıcı dürtülerin, etkisinde kalarak daha fazla güç ve iktidar hırsıyla kendi türünü köleleştirmeye çalışan, eşitliği, özgürlüğü, emeği, sevgiyi yok eden sistemler yaratıp savaşlara yol açan, işgaller ve işkencelerle göçlere neden olan, açlığı yoksulluğu dayatan ölümün piyonu olma misyonunu taşıyan insanoğlu, yarattığı düzenle psikolojik dengenin sarsılmasına zemin hazırlayarak intiharı yaşatmakta olan önlenebilir çevresel etkenleri arttırmaktadır.Biz, yaşadığımız dünyanın çatısını delip cehennemi, yeryüzüne taşıyarak beynimizin kıvrımlarında ateşler yaktıkça, barışa ve yaşama yüz çevirip ölümün yanında yer aldıkça, intiharın eşiğinde cellâdına sevdalı kurbanlarla dolu bir dünya, yaratmaya devam edeceğiz.Yaşamın zaferiyle taçlanan bir dünya düşüyle...













okuduğum ırvin yalom kitaplarının tadını hissettim,çok güzel,tebrikler