PsikiyatriOnline

ahmetozbek
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün109
mod_vvisit_counterDün253
mod_vvisit_counterBu Hafta1347
mod_vvisit_counterBu Ay1347
Eczacibaşı_Zentiva
İnsanlığın Acısı
Prof.Dr. Kemal Sayar tarafından yazıldı    Makale No:68
Salı, 06 Ocak 2009 07:39  PsikiyatriOnline
smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

Prof.Dr. Kemal SayarBellek politikalarının şaha kalktığı bir dönemden geçiyoruz. Geçmişle uğraşıyor, tarihi bugünün ışığında yeniden yazmak istiyoruz. Çünkü geçmiş, orada halledilmemiş bir mesele kaldığında, bizi hapseder. Belleği arındırmak istiyoruz.

 

 

Geçmişle barışmamız gerektiği söyleniyor. Geçmişin yanlışlarından dolayı özür dilememiz isteniyor. Geçmişle barışma sözünde Freud'yen bir tını var : Bugünün dertleri geçmişten köken alır. Günümüzün fazlasıyla duygusal ikliminde, haydi mesleki bir dille ifade edelim terapi kültüründe, kurbanlık bir nesilden diğerine aktarılabilir bir durum olarak görülüyor. Belleğin politikasıyladır ki geçmiş yaşantılar, bireysel ve toplumsal düzeyde yeniden yorumlanıyor. Böylece atalarımızın travmasını tevarüs ediyoruz.

Evet havada Freud'çu bir tını var : Dikkatlerimizin  daha insancıl bir geleceğe yoğunlaşamadığı zamanlarda geçmiş büyütülür, geçmişin hatalarını düzeltmek daha iyi bir gelecek vizyonunun yerini alabilir. Geçmişin günahları söz konusu olduğunda iki türlü konuşma carî olur: İlki itiraf ve pişmanlığın dinsel diline yaslanırken, ikincisi konuşmanın ve içindekini fâş etmenin bir arınma ve şifa getireceğini öngören psikanalitik dil. Anlı şanlı dünya liderleri çıkar halkın önünde özür diler ve böylece birden şeytanları, ifritleri kovan rahipler haline gelirler. Kamu önünde özür, çağdaş demokrasilerin ortak iyileşme seansı oluverir.

Geçmişte tarih yazımı kahramanlaştırma üzerine kuruluydu : Ulusal mitler hem geçmişi kutsuyor, hem de geleceğin olumlu bir resmini çiziyordu. Kolektif bellek artık gelecek üzerinde hak iddia edemiyor. Mesela Holokost, hayatta kalanların ikinci veya üçüncü nesillerinde Yahudi kimliğini yaratan önemli bir duygusal etken haline geliyor. Soğuk savaş sonrası dönemde kamusal söylem özel/mahrem söylemin kendine mahsus etik ve gayrı resmiliğine bürünüyor. İncittiğim bir insandan özür diler gibi, kamu önünde bir azınlıktan, bir topluluktan özür diliyor ve geçmişin günahlarını üzerime alıyorum. Duygu ve şefkat, politikada büyük bir ahlaki statü kazanıyor. İtiraftan farklı olarak özür bir eylem de gerektirir. Özür dileyen insan başını eğer, sesini yumuşatır. Genelde güçlüler güçsüzlerden özür dilerse de, sahici bir özrü, ahlaki olarak kendimi daha yukarıda gördüğüm bir yerden dileyemem. Özür dilemekle ahlaki üstünlüğümü reddetmiş olurum.

‘Özür kültürü'yle ilgili sorunları başta teşhis etmemiz gerek: Jest politikalarının çoğunlukla bir maliyeti yok. Politikacılar tarafından kullanıldığında, özür dileme eylemi, atalarının günahından kendisine azizlik mertebesi devşirmek olarak okunabilir.  Bedelsiz alkış almak gayreti. Üstelik geçmiş olaylar için özür dilemek anakronistik bir özellik taşır. Bugünün değerlerini ve adalet anlayışını başka dönemlere taşıyoruz. Olayların yapısal sebepleri üzerinde düşünmek yerine bireysel ahlaki sorumluluğu öne alıyoruz. Özür dilemenin bir sonu da yok. Her insan ve her millet geçmişin şu ya da bu günahından dolayı birbirinden özür dileyebilir. Nasıl olsa retorik bedavadır. İkinci Dünya Savaşı'nı izleyen yıllarda yası iyileştirmek için pek çok özür dilendiğini hatırlamak gerekir. Politika retoriği bu özür dilemelerle birlikte duygusal bir kıvam kazanıyor. Bu arada sahte ve yarım ağız özürler de sosyal eylemin ve hesap verebilirliğin yerine ikame ediliyor. Bir tazminat ödendiğinde de, ‘paranı al ve çeneni kapa!' tarzı bir susturma devreye girmiş oluyor.

Özür dile. İtiraf et ve ruhun huzura ersin.Yahudi-Hristiyan itiraf geleneği. Öyle bile olsa, içinde pek çok yapısal sorun da taşısa, üzerinde düşünülmüş samimi bir özür bizi geçmişin hapishanesinden kurtarabilir.Bir özür, devletler ve toplumlar arsındaki ilişkiyi düzeltebilir.

Ulusların ahlaki olarak doğru bir biçimde hareket etmeleri ve geçmiş hatalarını kabullenmeleri  isteği, yeni bir olgu. Geleneksel olarak uluslar arası ilişkiler  ideoloji ve etik yerine realpolitik/gerçekçilik tarafından yönlendiriliyordu. Soğuk savaş sonrasında adalet ve ahlak sorunları politik sorular olarak öne çıkmaya başladı. Böylece, geçmiş in kurbanlarına diyet ödeme fikri, ulusal politikaların ve uluslar arası diplomasinin önemli bir unsuru haline geldi.

Istırabın bir belleği var evet. Ama kurbanlıktan özel bir gurur devşiren, kimliklerini tarihsel kurbanlık rolü üzerine kuran toplumlar, en başta kendilerine haksızlık etmiyorlar mı? Toplumsal kimliğin sadece kurbanlığın yarattığı duygusal dayanışma üzerine  kurulması, geleceği de perdelemiyor mu? Bu manada kurbanlaşma psikolojisi karşılıklı anlama çabasını beslemiyor, sadece öfke ve intikam hisleri doğuruyor.

Yorum (0)Add Comment

Yorum Yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
daha küçük | daha büyük

busy
Son Güncelleme: Salı, 06 Ocak 2009 14:53
 


Prof.Dr. Kemal Sayar Cuma, 28 Kasım 2008 tarihinden bu yana bizimle. Diğer makalelerine aşağıdaki dropdown menüden ulaşabilirsiniz.



Kimler Online

 5 misafir online

GİRİŞ / KAYIT

Yeni aktivasyon emaili

PsikiyatriOnline

ahmetozbek