Okul toplumun küçük bir örneğidir. Bu nedenle toplumda yaşanan şiddetin bir biçimde okula da yansıyacağı gerçeğini baştan kabul etmemiz gerekir. Özellikle son zamanlarda artan nüfus, ekonomik sorunlar, işsizlik, etnik gruplaşmalar, din-mezhep-ırk anlaşmazlıkları toplumların her katmanında huzursuzluğa ve okul içi şiddet olaylarının artmasına neden olmaktadır.
Bu durumu en fazla Amerika Birleşik Devletleri'nde görmekteyiz. İleri kapitalizm evresinde olan ve sınıf çatışmalarının, yozlaşmanın, kültürel yıkımın etkilerini en fazla duyumsayan ülke olan ABD, okul içi şiddet konusunda da liderliği kimseye bırakmamaktadır: Ulusal ve uluslar arası medyada neredeyse her gün, okul içi şiddet sonucu oluşan öğrenci cinayetlerinden bahsedilmektedir.
Günümüzde devlet okulları da özel okullar da ciddi disiplin sorunlarıyla boğuşmaktadır ve eğitimle ilgili disiplin sorunları giderek daha karmaşık ve şiddet içeren bir görüntü sergilemektedir. Eskiden bu tür sorunlardan söz edilince akla gelenler derste konuşmak, sakız çiğnemek, sırası gelmeden konuşmak, ödevini yapmamak ve koridorda koşmak gibi davranışlardı. Oysa günümüzde okullarda kabalık, küfürleşme, hırsızlık, bıçaklama, cinsel taciz, uyuşturucu madde kullanımı ve hatta cinayet sık rastlanan davranışlar olarak görülmeye başlanmıştır.
Ülkemizde okulların açık olduğu dönemlerde özellikle ilköğretim ve lise kurumlarında sık sık şiddet haberleri alınmaktadır. Örneğin 31 Mayıs 2006 tarihli bir haberde son beş ayda okullarda 14 öğrencinin öldürüldüğü belirtilmektedir. Her beş ölümden dördünün nedeninin silah olduğu yazılmıştır.
Toplumun her kesiminde ciddi bir sorun olan "şiddet", eğitim ve öğretim kurumlarında da hâkimiyetini sürdürmeye başladıkça, hükümetler ve üniversiteler düzeyinde komisyonlar kurulmaya başlandı.Amaç sağlıklı bir gelecek oluşturabilmek için çocuklarımızın durumlarını belirlemeye çalışmak idi. Bunun için Türkiye Büyük Millet Meclisi, Çocuklarda Artan Şiddet Eğilimi Araştırma Komisyonu ve Hacettepe Üniversitesi bir araştırma yaptılar. 26.000 öğrenciye yöneltilen ve 2007 yılında medyaya da yansıyan bu araştırma sonuçlarına göre: Ülkemizde 9-12 yaş arasındaki ilköğretim öğrencilerinin %5.9'u ateşli silah, %9.2'si kesici alet taşımaktadır. Öğrencilerin %7.7'si çete üyesidir. Son üç ay içinde öğrencilerin %53'ü sözel şiddet, %36.3'ü duygusal şiddet, %15.8'i cinsel şiddet ve %22'si fiziksel şiddet ile karşılaştıklarını bildirmişlerdir. Aynı komisyon 2005 yılında 163.000 şiddet olayının kayda geçtiğini duyurmuştur.
Çocuklarımızın şiddete yönelmesi şaşırtıcı değildir. Onlar doğdukları aileden başlayarak yaşamın her alanında şiddet içeren davranışlarla her gün karşılaşırlar. Sözel şiddet bunların en yaygınlarındandır. Anne ve baba birbirine bağırır, çocuğa bağırırlar, baba arabada diğer şoförlere bağırır, devlet dairelerinde memurlarla bekleyen insanlar birbirine bağırır, öğretmen öğrencilere bağırır. Bağırmalar sırasında argo sözcükler ve küfürler de kullanılır.
Çocuğun yaşantısında bir de fiziksel şiddetten bahsetmem gerekir: Fiziksel olarak temas ederek ya da çevredeki eşyalara zarar vererek uygulanan şiddette çocuk, öncelikle bu saldırıyı kendi kişiliğine, kimliğine ve bedenine bir zarar unsuru olarak algılar ve daha sonra bunu öğrenerek çevresine uygulamaya çalışır. Bunun olumsuz sonuçlarını hem acıyla hem de duygusal yoksunluklarla yaşar.
Üçüncü şiddet türü belki de en ürkütücü olandır: Cinsel şiddet. O kadar ürkütücüdür ki üzerinde konuşmak istemeyiz. Konuşmayınca da çok seyrek yaşandığına veya bizim çevremizde olmadığına inanırız. Cinsel şiddet tecavüzü, cinsel tacizi, istenmeyen dokunuşları, cinsel imaları ve şakaları içerir. Cinsel şiddet psikiyatri hekimlik pratiğinde hastalarımızda gördüğümüz bir durumdur ve kendimize itiraf edemeyeceğimiz kadar yaygındır.
Şiddet doğrudan başına gelmese bile çocuk, çevresinde izlediği davranışları model alma yoluyla öğrenecek, benzer durumlarda benzer tepkiler verecek ve giderek bu davranışları kendine model oluşturacaktır. Karşısındakiyle herhangi bir nedenle çatıştığında çözüm yolu olarak kavgayı seçecektir.
Hangi türde olursa olsun okulda şiddetle ilişkili davranışlar gösteren çocuklar okul dışındaki yaşamlarında şiddet görmüş ya da istismara uğramış çocuklardır ve yetişkin bakımına ihtiyaç duyarlar. Yöneticiler, öğretmenler, rehberlik ve psikolojik danışma uzmanları bu yardımı en etkili sağlayabilecek kişilerdir. Bu nedenle eğitimcilerin değişen aile ve toplum yapısı, bireysel silahlanma, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ve elde etme yolları, şiddetin neden ve sonuçları konularında eğitilmeleri şarttır.












